akıllı tahta etkinlikleri,soru bankası,deneme sınavı,yazılı sınav,konu anlatım,eğitim programları,yıllık planlar,ilk okuma yazma

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyad...

15 Kasım 2016 Salı

9. Sınıf Türk Dili Edebiyatı 1. Ünite Anlatımı Ve Sorular


Sanat insanın güzellik karşısında duyduğu heyecan ve hayranlığı uyandırmak için ortaya koyduğu yaratıcılıktır.Sanatın temelinde insan sevgisi,hoşgörü,yaratma özgürlüğü vardır.
Sanat insanın varlık şartlarından biridir.İnsanın olduğu her yerde sanat vardır.(Mağara resimleri,antik süs eşyaları,işlenmiş kap kaçak vb.) Sanatın amacı da zaten insanlarda güzel duygular uyandırmak,insan hayatını   renklendirmek,güzelleştirmektir.Resim,tiyatro,şiir,dans,müzik ve kitapların olmadığı edebiyat fatihi bir dünyada yaşadığımızı düşünürsek sanatın insan hayatı için ne kadar vazgeçilmez ve önemli olduğunu anlarız.
 İnsanlar kendilerini farklı araçlarla ifade edebilirler.Kimisi resimle,müzikle,  dansla heykelle kimisi de şiirle,romanla,hikayeyle yani edebiyat vasıtasıyla ifade ederler. İnsanoğlu hayatı boyunca güzeli istemiştir.Sözüne yazısına(edebiyat),sesine (müzik)kullanabildiği renklere(resim),yaşadığı mekana(mimarlık),işleyebildiği her türlü maddeye(heykeltıraş)güzellik vermek insanoğlunun yaşam felsefesi olmuştur ki bu da güzel sanatlar dediğimiz şubeleri doğurmuştur. Edebiyat  bu güzel sanatların bir koludur.
Edebiyat;sözde ,yazıda,düşüncede,hayalde güzellik demektir. Edebiyat;dil ile gerçekleştirilen,malzemesi dil olan güzel sanat etkinliğidir.Edebi eser öncelikle edebiyat fatihi sanat değeri olan eserdir.Edebi eserlerde dikkatle kullanılmış bir dil vardır. Bilim nasıl ki akla, mantığa,öğretmeye yönelik ise sanat da insan ruhunu doyurmaya,güzelleştirmeye yöneliktir.
Görsel (plastik) sanatlar, maddeye biçim veren sanatlardır. Bu madde taş, mermer, boya, çamur vb. olabilir. Görsel sanatlar, adından da anlaşılacağı üzere göze hitap eden sanatlardır.
 İşitsel (fonetik) sanatlar sese biçim veren, malzemesi ses ve söz olan sanatlardır. Edebiyat, fonetik bir sanattır. Çünkü edebiyatın malzemesi, dildir. Dil ise seslere dayanan bir iletişim sistemidir. Dramatik (ritmik) sanatlar, harekete biçim veren sanatlardır.
 Dramatik sanatların çoğunda hareket öğesinin yanında işitsel ve görsel öğeler de bulunur. Söz gelimi dramatik sanatlar içinde sınıflandırılan tiyatro, edebiyattan, dolayısıyla da fonetik sanatlardan ayrı düşünülemez. Çünkü birkaç modern tiyatro türü hariç bütün tiyatro türlerinde diyaloglara, dolayısıyla da sese, söze, kelimelere, cümlelere yer verilir. Bu nedenle de tiyatro oyuncularının konuşmalarının ve hareketlerinin yer aldığı tiyatro metinleri, birer edebî metin kabul edilir. Benzer durumlar bale, dans, opera, sinema gibi sanat dallan için de söz konusudur.
 Söz gelimi sözlerinin tümü ya da büyük bölümü şarkı olarak söylenen, müziğe uyarlanmış sahne yapıtı olan “opera”da müzik, edebiyat ve dans iç içedir. Bu sebeple bu çeşit sanatları karma sanatlar başlığı altında gruplandırmak da mümkündür. Güzel sanatları, görsel, işitsel ve dramatik sanatlar biçiminde üçe ayıran geleneksel sınıflandırmanın bazı sanat dallarının sınıflandırılmasını zorlaştırması üzerine günümüzde yeni bir sınıflandırma yöntemi geliştirilmiştir. Bu modern yönteme göre güzel sanatlar yedi başlık altında incelenmektedir:
1. Yüzey sanatları: İki boyutlu (en ve boy) yüzeyler (kâğıt, tuval, duvar, cam, deri, kumaş vb.) üzerine uygulanan sanatlar.
2. Hacim sanatları: Üç boyutlu sanatsal çalışmalar.
3. Mekân sanatları: İç ya da dış mekânı düzenleyen sanat dalları
 4. Dil sanatları: Edebiyat başlığı altında incelenebilecek sanatlar.
5. Ses sanatları: Müzik başlığı altında incelenebilecek sanatlar.
 6. Hareket sanatları: İnsan bedeninin belli bir düzene (koreografi) göre belli hareketleri yapması esasına dayalı sanatlar.
7. Dramatik sanatlar: Eyleme dönüşmüş ifadelerle belli olay ve olguların canlandırılması esasına dayalı sanatlardır.
Edebiyatın Diğer  Bilimlerle İlişkisi
a. Edebiyat - Tarih İlişkisi:   Her edebi metnin, içinde oluştuğu tarihi bir dönem vardır ve edebi metinlere bu dönemin özellikleri ve izleri yansır. Edebi metinlerin konusunu, yazıldığı dönemin olayları, sosyal ve siyasal yapısı, dünya görüşü oluşturur. Bu eserleri anlamak ve doğru yorumlayabilmek için o dönemin tarihini bilmek gerekir. Ayrıca kimi edebi eserler konusunu doğrudan tarihsel gerçeklerden alır, bu tür eserler de tarih bilimine yardımcı olur, kaynak oluşturur.
b. Edebiyat - Coğrafya İlişkisi:   Özellikle belli bir olayı anlatan edebi eserlerde mekân (yer) kavramı vardır. Olaylar belli mekânlarda cereyan eder ve o mekânın (coğrafyanın) eserdeki kahramanlar üzerinde yarattığı etkiye yer verilir. Böylece edebiyat, coğrafya biliminden yararlanmış olur. Gezi yazısı gibi bazı metinler de belli bir çevreyi, coğrafyayı tanıtmak amacıyla yazılır, bu durumda da edebiyat, coğrafya bilimine katkıda bulunmuş olur.
 c. Edebiyat - Sosyoloji İlişkisi:   İnsan toplumsal bir varlıktır ve edebiyatın konusu da insandır. Edebi eserler insan ilişkilerine, toplumun duyuş ve düşünüşüne göre şekillenir. Sosyolojinin konusu da toplum olduğu için her iki bilim dalının pek çok ortak özelliği bulunur. Edebi eserlerin bir kısmı, topluma öncülük etmek, onu değiştirip geliştirmek amacını taşır, bu yönüyle de edebiyat sosyoloji bilimine katkıda bulunur, kaynaklık eder.
d. Edebiyat - Psikoloji İlişkisi:   Edebi eserler, insanı tüm yönleriyle incelemeyi ve tanıtmayı amaçlar. Geniş ruh çözümlemeleri yapar, insanın iç dünyasını, duygu ve hayallerini anlatır. Böylece okurun “insan” denen varlığı çok yönlü olarak tanımasına yardımcı olur. Bireyin iç dünyasını konu alan bu eserler, hem psikolojiden yararlanmış hem de psikoloji bilimine katkı sağlamış olur. Örneğin Mehmet Rauf’un “Eylül”, Peyami Safa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” gibi romanları psikolojik tasvir ve tahlillere geniş yer verir.
e. Edebiyat - Felsefe İlişkisi:   Felsefe, maddeyi ve yaşamı çeşitli yönlerden inceleyen bir düşünce sistemidir. Bazı edebi metinler felsefi bir düşünce sistemine göre oluşur. Örneğin klasisizm akımına bağlı sanatçılar, Descartes’in “Rasyonalizm” ine göre yaşamı ve insanı anlatmıştır. Bu durumda edebiyat doğrudan felsefeden, felsefi düşünce sisteminden yararlanmış olur. Kimi edebi eserlerde yer alan fikirler ve bakış açısı felsefede yeni bir düşünce sisteminin oluşmasına katkı sağlar.
DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Bir milleti ayakta tutan, onun varlığını ve devamını sağlayan, millî şuuru besleyen, bir millete mensup olma hazzını veren ve bireylerini birbirine yaklaştırarak onlar arasında birlik yaratan unsur olarak dilin, millet hayatındaki yeri çok önemlidir. Öyle ki milletin varlığı, dilin varlığıyla mümkündür. 
İnsanın geçmişini öğrenmesinde,
gününü yaşamasında, geleceğine yön vermesinde, kişiliğini kazanmasında, aynı dili konuşan diğer insanlarla iletişim kurmasında ve kendisini ifade etmesinde dilin çok önemli bir araç olduğu muhakkaktır. Bu bakımdan dil bir anlamda bireye hizmet eder. Ancak, insan tabiatı gereği toplu hâlde yaşamaya ihtiyaç duyar. Çevresinde kendiyle aynı değerleri paylaşan insanların bulunmasını ister. Bu ortak değerlerin oluşturulmasında, paylaşılmasında, nesilden nesile aktarılmasında, milletin varlığını devam ettirmesinde dil, çok önemli bir görevi yerine getirir. Çünkü millet olmanın birinci şartı, aynı dili konuşmaktır.

Dil, milletin ortak kültürüyle yol alarak varlığını devam ettirir. Milleti oluşturan bireyler arasında birleştirici bir rol üstlenen dil, aynı zamanda ortak şuurun, millî şuurun ortaya çıkmasına hizmet eder. Millî birliği ve beraberliği sağlar. Dilin bu özelliği Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran; Türk halkı, Türk milletidir. Türk milleti demek, Türk dili demektir. Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkının, an’anelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası, bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” sözlerinde veciz ifadesini bulmuştur.

Millî varlığın korunmasıyla dilin korunması arasında çok sıkı bir ilgi vardır. Dilini unutmayan fakat bağımsızlığını kaybeden bir toplum milliyetini koruyor demektir. Bu toplum, bağımsızlığını kazanıp bir devlet kurarak, bir millet olarak yeniden tarih sahnesine çıkabilir. Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla Türklerin ve diğer milletlerin bağımsız birer devlet olarak yeniden tarih sahnesine çıkmaları bunun en yeni örneğidir. Tarihte bunun başka pek çok örneği vardır. Ancak dilini kaybeden milletlerin tarih sahnesinden silindikleri de bilinmektedir.

Bir milletin dili bozulursa kültüründe sıkıntılar ortaya çıkar. Düşünce, sanat ve edebiyat alanlarında çöküntü başlar. Dil asıl işlevini (insanlar arasında anlaşma aracı olma) yerine getiremez. Kitleler birbirlerini anlayamaz hâle gelir ve yavaş yavaş kopmalar başlar. Bu gerçek, tecrübeyle sabit olduğu için bir milleti içten yıkma yönteminde işe önce dilden başlanır.Yeni neslin kültürel değerleri öğrenmemesi ve bireylerin, kuşakların birbiriyle sağlıklı iletişim kurmalarını engellemek için ne gerekiyorsa yapılır. Bu yüzden dil üzerinde oynanan oyunlara karşı her zaman uyanık olmak gerekir. Adres bulmada kolaylık olsun gibi bir bahaneyle meselâ; Yunus Emre Caddesi’ni 4. Cadde şeklinde değiştirmek bile kültür bakımından son derece yanlıştır. Çünkü, cadde adını rakamla ifade ettiğiniz zaman bu tabelayı okuyan kimsenin buradan caddenin numarası dışında öğrenebileceği bir şey yoktur. Fakat Yunus Emre adının yaşatılması hâlinde en azından yetişen nesil Yunus Emre’nin kim olduğunu, bu caddeye neden bu ismin verildiğini merak edecektir, öğrenmek isteyecektir ve sonuçta kendi kültüründen bir şeyler bulacaktır.

Bir milletin dili bozulursa kültüründe sıkıntılar ortaya çıkar. Düşünce, sanat ve edebiyat alanlarında çöküntü başlar. Dil asıl işlevini (insanlar arasında anlaşma aracı olma) yerine getiremez. Kitleler birbirlerini anlayamaz hâle gelir ve yavaş yavaş kopmalar başlar. Bu gerçek, tecrübeyle sabit olduğu için bir milleti içten yıkma yönteminde işe önce dilden başlanır.Yeni neslin kültürel değerleri öğrenmemesi ve bireylerin, kuşakların birbiriyle sağlıklı iletişim kurmalarını engellemek için ne gerekiyorsa yapılır. Bu yüzden dil üzerinde oynanan oyunlara karşı her zaman uyanık olmak gerekir. Adres bulmada kolaylık olsun gibi bir bahaneyle meselâ; Yunus Emre Caddesi’ni 4. Cadde şeklinde değiştirmek bile kültür bakımından son derece yanlıştır. Çünkü, cadde adını rakamla ifade ettiğiniz zaman bu tabelayı okuyan kimsenin buradan caddenin numarası dışında öğrenebileceği bir şey yoktur. Fakat Yunus Emre adının yaşatılması hâlinde en azından yetişen nesil Yunus Emre’nin kim olduğunu, bu caddeye neden bu ismin verildiğini merak edecektir, öğrenmek isteyecektir ve sonuçta kendi kültüründen bir şeyler bulacaktır.


METİN NEDİR ?
 Arapça'ya mensup bir kelime olup, "mtn" köklerinden türemiş, 'yazı parçası, yazıyı oluşturan unsurların her bir bölümü' olarak tanımlanmıştır. Ayrıca Türk Dil Kurumunun resmi internet sayfasında da konu hakkında metin sözcüğü ile ilgili; Bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütünü, tekst. Basılı veya el yazması parça.' şeklinde tanımlanmıştır. METİN NEDİR? Metin, belirli bir iletişim bağlamında, bir ya da birden çok kişi tarafından sözlü ya da yazılı olarak üretilen anlamlı bir yapıdır. Metin çok farklı düzeylerde dille iletişimde bulunmak amacıyla cümlelerden oluşan, cümlelerle oluşturulan anlatma ve anlaşma aracıdır. Metnin oluşumunda sesten paragrafa dil birimleri kullanılır.

SORULAR
1- Edebiyat her şeyden önce tarihî ve kültürel olandan hareketle dille gerçekleştirilen güzel sanat etkinliğidir. Bu etkinlik ile insan olan her yerde ve zamanda karşılaşıldığını, insanı konu alan çalışma alanlarının yetkinlikleri dile getirilmektedir. Öyleyse güzel sanatların kaynağı ve özelliklerinden söz edebilmek için somut olarak insanı tanımak gerekir.
Yukarıda güzel sanatların hangi yönü üzerinde durulmaktadır?
A) Evrensel bir özelliğe sahip olması
B) Kaynağının insan olması ve insanı konu alması
C) Zamanla gelişme göstermesi
D) Tarihi ve kültürel konuları işlemesi
E) Edebiyatla içli dışlı olması

2-Aşağıdakilerden hangisi güzel sanatların özelliklerinden değildir?
A) Her an genişlemekte, değişmekte ve zenginleşmektedir.
B) İnsanda bulunan güç ve yeteneğin sonucu ortaya çıkar.
C) Özgün bir çalışmanın ürünüdür.
D) Yeni bir yapı kurma ve şekil verme girişimidir.
E) Güzel sanatların dış dünya ile ilişkisi yoktur.

3- Sesle yapılan sanatlara fonetik sanat denir. Bu tanıma göre aşağıdaki sanat dallarından hangisi bu gruba girmez?
A) Müzik
B) Edebiyat
C) Tiyatro
D) Resim
E) Opera

4- Anlatmayla veya nakletmeyle gerçekleştirilen sanat metinlerine anlatmaya bağlı edebî metinler denir. Bu tanıma göre aşağıdaki türlerden hangisi bu gruba girmez?
A) Destan
B) Masal
C) Halk Hikâyesi
D Roman
E) Müzik

5- Atatürk: “ Söz ve anlamı, yani insan dimağında yer eden, her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları, çok ilgili kılacak şekilde söylemek ye yazmak sanatıdır edebiyat. Bunun içindir ki, edebiyat ister nesir halinde olsun, ister nazım biçiminde osun, tıpkı resim gibi heykeltıraş gibi özellikle musikî gibi güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.” diyor. Atatürk’ün yukarıdaki ifadeleri edebiyatın hangi özelliğini belirtiyor.
A) Edebiyatın güzel sanatlar içerisindeki yerini
B) Edebiyatın insanı ve doğayı konu almasını
C) İnsanın duygularının bir göstergesi olduğunu
D) Nesir ve nazım şeklinde yazılmasını
E) Anlatmaya dayalı bir tür olduğunu

6-  I) Edebiyat dille gerçekleştirilen güzel sanat etkinliğidir.
II) Edebiyatın konusu insandır.
III) Sanat değeri taşıyan insanda üstün bir güzellik duygusuyla heyecan uyandıran dil ürününe edebî eser denir.
IV) Edebî eserin estetik bir değer taşıması gerekmez.
V) Edebî eseri yaşatan başlıca öge dilidir.
Yukarıdaki numaralı cümlelerden hangisinde bilgi yanlışı vardır?

A) I          B) II            C) III               D) IV                      E) V

7- Bir yapı ve ifade biçimi kazanmış sanat eseri kendisine özgü bir iletişim aracıdır. Kullanılan malzeme ile ifade edilmek istenen husus birleşerek bir bütün oluşturur. Artık bu bütün yeni bir varlıktır.   Benzeri olsa da eşi yoktur.
Bu paragrafta sanat eserinin hangi özelliği vurgulanmaktadır?

A) Öznelliği
B) Özgünlüğü
C) Nesnelliği
D) Evrenselliği
E) Etkileyiciliği

8- Ses ve görüntüyü kullanarak yapılan güzel sanatlara karma sanatlar adı verilir. Buna göre aşağıdakilerden hangisi karma sanattır.

A) Resim
B) Tiyatro
C) Heykel
D) Müzik
E)  Edebiyat

9-Edebiyatta iki ifade tarzı vardır: Sözlü ifade ve yazıldı ifade. Aşağıdakilerden hangisi yazılı ifadenin özelliklerinden değildir?
A) Yazılı anlatımda dil bilgisi ve yazım kuralları kesinlikle uygulanır.
B) Yazılı anlatımda argo ifadelere yer verilmez.
C) Yazılı anlatımda kısa ve anlaşılır ifadeler daha kolay anlaşılır.
D) Yazılı anlatımda günlük dilde kullandığımız her kelimeyi kullanabiliriz.
E) Yazılı anlatımda çok değişik söz ustalıklarına başvurulabilir.

10-Aşağıdakilerden hangisi edebî eserin özelliklerinden değildir?
A) Edebiyat sanatı bakımından değer taşır ve okuyucu da estetik duygular uyandırır.
B) Ruha ve zekâya seslenen sanat eseridir.
C) Öğretim amacıyla yazılmaz, bu yönüyle diğer yazılı ve sözlü eserlerden ayrılır.
D) Sadece hayal dünyamıza hitap ederler.
E) Ait olduğu toplumun ve dönemin sosyal ve kültürel yapısını yansıtır.


HAZIRLAYAN:

EMRE KARAMAN
9/H
282890
OTAKÇILAR ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ







0 yorum:

Yorum Gönder